(TBMM) – TBMM Genel Kurulu’nda Yeni Yol Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya, Kahramanmaraş’taki okul saldırısında hayatını kaybeden 11 yaşındaki Yusuf Tarık Gül’ün cenazesine bakanların katılmadığını, çocuğun ailesi KHK’lı olduğu için ayrımcılık yapıldığını öne sürdü. AK Parti Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ise Cumhurbaşkanı’nın bizzat aileyi aradığını ve ayrımcılık yapılmadığını savundu.
TBMM Genel Kurulu, sosyal medyanın 15 yaş altına engellenmesi ve kadınların doğum izninin 16 haftadan toplam 24 haftaya çıkarılmasına ilişkin düzenlemeleri içeren ve ilk 24 maddesi kabul edilen Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin ikinci bölümünde yer alan maddelerin görüşmelerine devam edilmesi için Meclis Başkanvekili Celal Adan başkanlığında toplandı.
CHP Osmaniye Milletvekili Asu Kaya, kanun görüşmeleri öncesinde yerinden söz alarak Gülistan Doku soruşturmasına ilişkin şunları söyledi:
“Gülistan Doku altı yıl önce Tunceli’de yok edildi. Bu millete ‘intihar etti’ diye bir yalan satıldı, barajın dibinde umut aratıldı ama bugün görüyoruz ki Gülistan, devletin içine çöreklenmiş, imtiyazlı bir çetenin, makam zırhına bürünmüş katillerin ve suç ortaklarının karanlığında bırakılmış. Valisinden emniyetine, savcısından başhekimine kadar delilleri karartan, kameraları kör eden bu organize kötülük bugün deşifre oluyor. Bir anneyi yıllardır ‘Kızımın kemikleri nerede?’ diye inleten iktidarınız meşruiyetini kaybetmiştir. Sadece valiyi değil, göz yuman emniyet müdürünü, dosyayı sümen altı eden savcıları ve görevini kötüye kullanan herkesi o sanık sandalyesine oturtacaksınız. Gülistan’ın kemikleri bulunana, o karanlık el kırılana dek ensenizdeyiz. Toprağın altına gömdüğünüz adalet, hepinizi kendi karanlığınıza hapsedecek.”
“Bakanlar, Yusuf Tarık Gül’ün ailesi KHK’lı olduğu için cenazesinde hazır bulunmadı”
Yerinden söz almaların ardından siyasi partilerin grup başkanvekilleri gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Yeni Yol Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya, Kahramanmaraş’taki silahlı okul saldırısında yaşamını yitiren ortaokul öğrencilerden Yusuf Tarık Gül’ü gündeme getirdi. Kaya, Gül’ün ailesinin KHK’lı olduğu gerekçesiyle bakanların cenazesine katılmadığını öne sürdü. Kaya, “11 yaşındaki çocuk Cumhurbaşkanımızın da çocuğudur, bakanlarımızın da çocuklarıdır, valinin de çocuğudur, bu ülkedeki devlet yetkisini kullanan herkesin çocuğudur ve diğer 8 çocuktan herhangi bir farkı yoktur. Elimde değerli bakanlarımızın cenaze katılımıyla ilgili bir iş bölümü listesi var. Milli Eğitim Bakanı, İçişleri Bakanı, Sağlık Bakanı, Aile Bakanı, Ticaret Bakanı, Ulaştırma Bakanı gibi bakanlarımız devlet-millet kaynaşması açısından bu öğrencilerimizin cenaze törenlerinde hazır bulundular. Bir tek kişinin cenaze töreninde hazır bulunmadılar, Yusuf Tarık Gül’ün cenazesinde.” diye konuştu.
“Cumhurbaşkanımız Yusuf Tarık Gül’ün babasını aradı”
AK Parti Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ise “Cumhurbaşkanımızın da bu konuda aileyi, yavrumuzun babasını arayarak taziyelerini sunduğunu ifade ediyorum. Milletvekillerimiz, il başkanımız taziyede bulunmuştur. İstismar siyaseti yapmamanız gerektiğini ifade ediyorum. Bütün yavrular bizim yavrularımızdır. ‘Bir tek kişiyi dahi feda edemeyiz’ diyen de bizdik. Bunları çarpıtmaya kimsenin hakkı yoktur.” dedi.
Kaya ve Akbaşoğlu daha sonra kürsüden konuştu. Akbaşoğlu, “Kahramanmaraş milletvekillerimiz taziyede bulunmuştur. Dokuz yavrumuzun da ailesine Sayın Cumhurbaşkanımız taziyede bulunmuştur. Sizin iddianız ayrımcılık yapıldığına dairdir. Hiçbir ayrımcılık yapılmamıştır. Olayları çarpıttınız. İftiranızı size iade ediyorum” diye konuştu.
“21’inci yüzyıl Türkiyesine Orta Çağ düzeni getirdiniz”
İYİ Parti Grup Başkanvekili Uğur Poyraz ise “Bugün burada konuştuğumuz meseleler açıkçası birbirinden kopuk değildir. Gerek Maraş’ta gerek Urfa’da yaşanan acılar, Gülistan Doku’nun hâlâ bulunamamış olması ve Tunceli’de ortaya çıkan bu vahim tablo aynı gerçeği bize açık seçik göstermektedir. Ülkeyi tek bir irade ve tek bir kişi yönetiyor ve bu sistem her yere yayılan tek adamlar üretiyor. Tunceli’de yaşananlara dikkatinizi çekiyorum. Bu sistemin Türkiye’yi ne hale getirdiğini göreceğiz. Bunun en açık örneklerinden biridir” dedi.
Ekonomi yönetimine ilişkin eleştirilerini sıralayan Poyraz, şöyle konuştu:
“Öyle ki devletin en kritik noktalarında bulunan isimler hukuk dışı ilişkilerin parçası haline gelebiliyor. Çünkü bu sistemle atanan herkes kendisini hesap vermez bir otorite olarak görüyor. ‘Beni de Cumhurbaşkanı atadı’ anlayışı, denetimi ortadan kaldırıp sorumluluğu rafa kaldırıyor. Sayın milletvekilleri, ürettiğiniz bu tek adam rejiminde geldiğimiz noktada bir tek adamın yanında illerde ve kurumlarda çoğalan tek adamcıklar vardır ama denetim yoktur, hesap verme yoktur. Bugün konuştuğumuz ağır tablo işte tam olarak da bunun sonucudur. 21’inci yüzyıl Türkiyesine Orta Çağ düzeni getirdiniz. Orta Çağ Avrupasında toplum ‘asiller, ruhbanlar ve halk’ olarak ayrılırdı; asiller ayrıcalıklıydı, ruhban dokunulmazdı, halk ise sadece sonuçlara katlanırdı. Bugün de benzer bir tabloyu hep beraber yaşıyoruz; bir tarafta dokunulmaz bürokratik elitler, diğer tarafta hesap soramayan vatandaş. İkili hukuk düzeni tam olarak da budur. Birileri için hukuk esner, birileri için ise katı uygulanır. Bu, hukuk devleti değil, açıkça derebeylik düzenidir. Bu anlayış sadece kamu yönetiminde değil, ekonomi yönetiminde de kendini göstermektedir. Bugün karşımızda sadece bir gazete manşeti değil, bir yönetim krizinin de itirafı vardır. İktidara yakın bir gazete bir gün ekonomi programının çöktüğünü söylüyor, ertesi gün Merkez Bankası’nı keyfî karar almakla itham ediyor ve bu kurumların ortadan kalktığı, kararların kişiselleştirildiği bir sistemin açık seçik itirafı olarak önümüzde duruyor. ‘Faiz bir kişinin kararını bekliyor’ algısı Merkez Bankası’nı kurumsal bir yapı olmaktan çıkarmıştır. Gözünüzü kulağınızı kapattığınız sonuç ortadadır. Sanayici üretmekte zorlanıyor, ihracatçı rekabet gücünü kaybediyor, vatandaş alım gücünü yitiriyor. İşte, bu yüzden mesele sadece ekonomi değil, bu ülkenin nasıl yönetildiği ya da daha doğru bir ifadeyle nasıl yönetilmediğidir. Bu yönetim anlayışı Türkiye’yi ileriye değil, gittikçe ve gittikçe daha karanlık bir geçmişe götürmektedir.”
“Bilişim çağının çocuklarımız üzerindeki etkisi aile büyüklerinin ve çevrenin etkisini de aşmakta”
MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay ise sözlerine milli güreşçi Rıza Kayaalp’ın 13. kez Avrupa şampiyonu olmasını kutlayarak başladı. Akçay, okul saldırıları sonrasında TBMM’de komisyon kurulacağını hatırlatarak şöyle konuştu:
“Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan vahim ve elim okul saldırılarının ardından çocuklarımızın dijital ortamlarda karşı karşıya bulunduğu tehditlerinin araştırılması amacıyla Meclisimizde önemli bir araştırma komisyonu kurulmuştur. Komisyon üyesi milletvekillerimize başarılar diliyor, yürütecekleri çalışmanın çocuklarımızın güvenliği, huzuru ve istikbali adına hayırlı sonuçlar vermesini temenni ediyorum. Evlatlarımız tıpkı topraktan fışkıran filizler gibi, sular gibi hayata farklı farklı yollarla karışmaktadır. Kimi coşarak, kimi sessizce, kimi yön bularak, kimi de savrularak akmaktadır. Mühim olan, bu akışı kurutmak değil, doğru kanallarla berekete dönüştürmektir. Bugün iletişim ve bilişim çağının çocuklarımız üzerindeki etkisi çoğu zaman aile büyüklerinin ve çevrenin etkisini de aşmaktadır. Bu sebeple meseleye sadece denetim penceresinden bakamayız. Sosyal medya mecralarında normalleşen saldırgan dil, akran zorbalığını büyüten linç kültürü ve şiddeti özendiren içerikler çocuklarımızın ruh sağlığını, kimlik gelişimini ve aidiyet duygusunu olumsuz ve derinden etkilemektedir. Bir çocuğun kendi değerini beğeni sayısıyla ölçmeye başladığı, arkadaşlığı takipçi hesabına indirdiği, hakikati ekranının hızında aradığı bir ortam yalnız teknolojik değil, aynı zamanda ahlaki ve toplumsal bir alarmdır, tehlike işaretidir.”
“Süleyman Soylu ifade versin”
DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ise Gülistan Doku soruşturmasında yaşanan gelişmeler hakkında konuştu. Koçyiğit, şunları söyledi:
“Günlerdir Türkiye kamuoyu Gülistan Doku dosyasını konuşuyor. Bugün bizim de bir önergemiz var, biz de bunu Meclis’in gündemine getirmek istedik. İlk defa mı getirdik? Hayır. Kaç defa buraya grup önerisi olarak indirdik, her seferinde şurada oturan eller havaya kalktı ve Gülistan Doku dosyasının araştırılmasını engellediler. Niye engellemişler? Öğrendik ki atadıkları vali zaten işin başındaymış, öğrendik ki dönemin İl Emniyet Müdürü işin başındaymış, öğrendik ki Tunceli İl Sağlık Müdürü o dönemin başhekimi işin içindeymiş. Bir bütün halkın malından, canından sorumlu olan bir mülki idare amiri, bir cinayet suçlusu oğlunu korumuş, kollamış; yetmemiş, devletin bütün kurumlarını ve bütün birimlerini de bu suçun parçası yapmış. Bunun sorumluluğu sadece o valide mi? Hükûmetin sorumluluğu yok mu? Dönemin İçişleri Bakanlığı’nın sorumluluğu yok mu? Elbette var, elbette var. Biz burada ‘Gülistan Doku nerede?’ dediğimizde, biz sokakta ‘Gülistan Doku nerede?’ dediğimizde itiraz edenler, burada sözlerimizi kesenler, sokakta karşımıza polis dikenler bizzat bu sürecin parçasıdır ve sorumlusudur. Sayın Adalet Bakanı diyor ya, ‘Ucu nereye giderse gitsin’, evet, bekliyoruz, bu sözü önemsiyoruz; ucu kime giderse gitsin, başta da dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu olmak üzere herkesin araştırılması, herkesin bu konuda ifade vermesi gerektiğinin de altını çizmek istiyorum.”
“Bu anneler daha kaç gün, kaç yıl, daha kaç zaman çocuklarının kemiklerini arayacaklar?”
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın da Gülistan Doku soruşturmasına ilişkin şöyle konuştu:
“Üzerinden altı buçuk yıl geçti arkadaşlar, bu altı buçuk yıl boyunca Tunceli’de 4 vali değişti, Tunceli’de 4 emniyet müdürü değişti; memlekette 3 İçişleri Bakanı değişti, Süleyman Soylu gitti, Ali Yerlikaya geldi, o da gitti, yenisi geldi; memlekette 4 Adalet Bakanı değişti, Abdulhamit Gül buralarda Grup Başkanvekilliği yapıyor. Bekir Bozdağ buralarda Meclis Başkanvekilliği yapıyor. Yılmaz Tunç, bunlar gittiler, yerlerine yenisi geldi. Altı buçuk yıl boyunca arkadaşlarımız da ifade etti, defalarca araştırma önergesi sunduk, defalarca basın toplantıları yaptık. Bize ne anlattınız? ‘Muhtemelen baraja düşmüştür’ diye 3 kere barajın suyunu boşalttınız. Şimdi anlaşılıyor ki o barajın suyunu boşaltan vali oğlunu korumaya çalışıyormuş. İddia o ki oğlu 20 yaşında, lüks araçlarda torpido gözünde silahlarla dolaşıyormuş, ‘Hamile kaldı, kafasına sıktım’ diyormuş iddia o ki. Buraya kadar olanlar yeterince acı ama orası bir çeteye dönüşmüş. Vali Koruma Polisi, memleketin Tunceli Devlet Hastanesinin Başhekimi kayıtları siliyor, memleketin polisi güvenlik kameralarını siliyor, memleketin dijitalcisi SIM kartını siliyor ve böylece bir çete halinde kadınlarımız, çocuklarımız kaybediliyor. Ben söyleyeyim, Gülistan Doku’yu ararken o barajın dibinde bulduğunuz iki ayrı kadın cesedi daha var. Bu anneler daha kaç gün, kaç yıl, daha kaç zaman çocuklarının kemiklerini arayacaklar? Bütün bu utanç bu memlekete yetmiyor mu arkadaşlar? Bütün bunlar adi vakalar değil, memlekette sistemin nereye geldiğine ilişkin işaretlerdir.”




