1. Haberler
  2. Gündem
  3. Ömer Çelik: Fransa, Türkiye’ye karşı aşırı söylemler kullanmada gereksiz bir cömertlik ve cüretkarlık içerisinde

Ömer Çelik: Fransa, Türkiye’ye karşı aşırı söylemler kullanmada gereksiz bir cömertlik ve cüretkarlık içerisinde

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik, "Fransa'nın açıklamalarını yakından takip ediyoruz. Doğrusu rasyonel bir zemine oturmuyor. Fransa ile NATO içerisinde müttefiklik ilişkimiz varken, ima yollu olsa bile başka NATO müttefikleriyle ittifak kurduğunu ifade ederken Türkiye'yi karşısına alan söylemler üretmesi son derece yanlıştır. Şunu unutmamak gerekir ki, çok yakın zamanda hatırlıyorsunuz, Sayın Macron 'NATO'nun beyin ölümü gerçekleşti' demişti. Daha sonra bu görüşünden geri adım attı. Bugün aslında Türkiye'ye karşı birtakım aşırı söylemler kullanmada gereksiz bir cömertlik ve cüretkarlık içerisinde olduğunu görüyoruz Fransa'nın. Bu doğru bir tavır değil" dedi.

Ömer Çelik: Fransa, Türkiye’ye karşı aşırı söylemler kullanmada gereksiz bir cömertlik ve cüretkarlık içerisinde
service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

(ANKARA) – AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik, “Fransa’nın açıklamalarını yakından takip ediyoruz. Doğrusu rasyonel bir zemine oturmuyor. Fransa ile NATO içerisinde müttefiklik ilişkimiz varken, ima yollu olsa bile başka NATO müttefikleriyle ittifak kurduğunu ifade ederken Türkiye’yi karşısına alan söylemler üretmesi son derece yanlıştır. Şunu unutmamak gerekir ki, çok yakın zamanda hatırlıyorsunuz, Sayın Macron ‘NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti’ demişti. Daha sonra bu görüşünden geri adım attı. Bugün aslında Türkiye’ye karşı birtakım aşırı söylemler kullanmada gereksiz bir cömertlik ve cüretkarlık içerisinde olduğunu görüyoruz Fransa’nın. Bu doğru bir tavır değil” dedi.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında Genel Merkez’de toplanan MYK Toplantısı’na ilişkin basın toplantısı düzenledi. Çelik, dış politikadaki gelişmeleri yakından takip ettiklerini dile getiren Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Avrupa Birliği (AB) Komisyon Başkanı Von der Leyen’in çok talihsiz bir açıklaması oldu. Türkiye’yi de içine katarak bazı ülkeleri zikrederek bunların Avrupa’ya nüfuz etmesinin engellenmesi gerektiğini ifade etti ve Avrupa bütünleşmesinin bu şekilde sağlanması gerektiğini ifade etti.

Bu AB’nin şu anda niye bu halde olduğunu gösteren çok temel bir açıklama. Türkiye gibi AB’ye aday bir ülkeyi, karşıt konumda değerlendirmek, göç konusunda ve güvenlik konusunda sürekli kapımızı çalanların kafasının arkasındakini göstermesi bakımından çok önemli. Tabii bu bir sır değildi. Ama gerek fasılların müzakere edilmesine dönük fanatik uygulamalar, kurala dayanmayan uygulamalar, gerek diğer konulardaki ilerlemelere dönük tıkanmalar aslında bir aydınlanma Avrupası yaklaşımını değil, bir Hristiyan kulübü Avrupasını gösteriyordu bize her zaman. Biz de bu konuda uyarılarımızı yapıyorduk.

Bunun sonuçlarıyla sadece Türk-AB ilişkileri karşı karşıya gelmiyor. AB bunu Rusya-Ukrayna savaşında yaşıyor, kendi çelişkilerinin doğurduğu sonuçları. Gazze konusundaki savrulmalarını görüyoruz. İran savaşı konusundaki etkisizliklerini ve işlevsizliklerini görüyoruz. Tabii burada sorulması gereken şey Von der Leyen’e, bir AB Komisyon Başkanı olarak, bir aday ülkeye dönük bu çifte standardınızın ideolojik temelleri nedir diye sormak gerekir.

İkincisi de her zaman söylenir, AB bir ekonomik güç oldu ama bir siyasi güç olamadı hiçbir zaman, bir stratejik güç haline gelemedi. Bugün de mesela görüldüğü gibi NATO meselesinde de kendi güvenliği bir de kendisi sağlayamayan bir birlik durumunda. Bütün bunlar tartışılırken Von der Leyen’in aday ülke olan Türkiye’nin etkisini engellemeye dönük bir tutum içine girmesi AB’nin bugün neden bu halde olduğunu iyi gösteren bir şey.

“Madem Türkiye büyük bir güç, normal bir siyasi akıl Türkiye ile iş birliği yapmayı gerektirir”

Bir diğer konu da şu tabii. Madem Türkiye bütün Balkanları ve Avrupa’yı domine edecek kadar büyük bir güç, normal bir siyasi akıl Türkiye ile iş birliği yapmayı gerektirir. Bu kadar büyük bir güç olduğunu aslında Von der Leyen söylediklerinin alt yazısında itiraf ediyor, değil mi? Bu itirafıyla da aslında bir büyüyen Avrupa değil, ilkelere dayanan Avrupa değil, küçülen ve kendi bürokrasisine gömülmüş bir Avrupa’yı söylüyor. Türkiye’nin, zikrettiği diğer ülkelerden farkı, Türkiye bir aday ülke, AB’ye aday ülke, onu bu kadar güçlü görüyorsanız, Balkanlar’ı domine edecek kadar, o zaman doğrusu bu aday ülke ile iş birliği yapmaktır. Bu vizyondan çok uzaklar ama bu vizyona ulaşmalarını temenni ediyoruz.”

“Kesinlikle tekrar savaşa dönülmemeli”

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun fanatizminin sadece Müslümanlarla sınırlı olmadığını, insanlığın tüm unsurlarına karşı bunu gerçekleştirdiklerini daha önce belirttiklerini anımsatan Çelik, Lübnan’da İsrail askerinin Hz. İsa’ya ait bir heykeli parçalamasının Hristiyan aleminin dikkatini çektiğini söyledi. Çelik, şöyle konuştu:

“Tamamen ideolojik bir motivasyonla, tamamen fanatik bir dini yaklaşımla hareket eden bir şebekeyle, bir yapıyla karşı karşıyayız ve bunların Müslümanların değerlerine de Hristiyanların değerlerine de hiçbir saygıları yok. Onun için biz insanlık ittifakı diyoruz, insanlık ittifakının topyekün bu fanatizmi durdurması gerektiğinden bahsediyoruz. Bu arada tabii Papa’nın savaş karşıtı ifadelerinin son derece dikkat çekici olduğunu belirtmek isterim. 

İran savaşıyla ortaya çıkan tabloyu, ABD’nin ve İsrail’in haksız ve hukuksuz bir şekilde İran’a yaptığı saldırıdan sonra ortaya çıkan tabloyu, yakından takip ediyoruz. Ateşkes sağlandı ama İslamabad’daki müzakereler istenilen şekilde ilerlemiyor henüz. Biz İslamabad’daki müzakerelerin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi gerektiğini ve ateşkesin kalıcı barışa dönüşmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Kesinlikle tekrar savaşa dönülmemelidir. Bu savaş haksız ve hukuksuzdur. Hiçbir şekilde daha büyük insani trajedilere yol açılmamalıdır. Uluslararası toplum da ateşkesin tamamen barışa dönüşmesine güçlü bir destek vermelidir.

Burada tabii ki birçok konu var. Zenginleştirilmiş uranyum meselesi var. Hürmüz konusu var. İran’ın talep ettiği tazminatlar var. Bu savaşın, haksız saldırganlığın sona ermesi için yapılması gereken, atılması gereken adımlar var. Güvenlik garantileri söz konusu. İsrail saldırganlığının bundan sonra devam etmeyeceğinin nasıl sağlanacağına dair garantilerin nasıl oluşturulacağı çok önemli ama tüm bunlar masada çözülebilir konulardır. Onun için İslamabad’daki müzakerelerin devam etmesi, tekrar savaşa dönüşmemesi, ateşkesin kalıcı barışa dönüşmesi için uluslararası toplumun tam bir destek vermesi gerekmektedir bütün bu tabloya.”

“Gazze’de ikinci aşamaya geçilmesi gerekirdi”

Çelik, tüm bu gündemler içerisinde asla unutulmaması gereken gündemin Gazze olduğunu söyleyerek, İsrail’in Lübnan’a saldırarak, başka yerlerde kriz çıkarak, İran’a saldırarak Gazze’yi unutturmaya çalıştığını dile getirdi. Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İsrail’in Lübnan’a saldırısının yakın takip edilmesi gerekiyor. Litani Nehri’ne kadar olan bölgede bir milyondan fazla kişi yerinden edildi. Bu bölgeyi hem hava hem kara harekatlarıyla işgal ediyor İsrail, işgalciliğine devam ediyor ve Lübnan’ın insanlarını öldürdüğü gibi tarihi değerlerini de tahrip ediyor ve savaşın daha da büyümesi için her türlü kışkırtıcılığı yapıyor. Burada insani felaket giderek büyüyor. Ateşkes çağrılarına rağmen, bir masa zeminine rağmen İsrail hiç bunları dinlemeden saldırganlığını aynen devam ettiriyor. Lübnan konusunda uluslararası toplumun yine yüksek bir hassasiyet ortaya koyması gerekiyor.

Gazze’deki durumu yakından takip ediyoruz. Aslında Gazze’de ikinci aşamaya geçilmesi gerekirdi. Ama İsrail ilk aşamadaki yükümlülüklerin hiçbirini yerine getirmiyor ve ilk aşamayı da tahrip etmek için elinden geleni yapıyor. Bu çerçevede tek taraflı birtakım dayatmalarda ve şartlarda bulunuyor. İsrail’in Gazze’de suikastlere ve kadın ve çocuk dahil insan öldürmeye bir son vermesi lazım. İlk aşamanın en azından var olması için gereken en temel insani zemin. İlk aşama için mutabık kalınmış olan yardımların Gazze’ye tam olarak ulaşması, Refah Kapısı’nın açılması gibi ilkelerin yerine gelmesi lazım. Ama İsrail bunlardan da uzak duruyor. O yüzden ikinci aşamaya geçilmesini engelleyen güç şu anda İsrail’dir. Yine Batı Şeria’ya saldırmaya devam ediyor ve Batı Şeria’yı Gazzeleştirmek için yoğun bir çaba sarf ediyor. Bunun da muhakkak surette önlenmesi gerekiyor.

Dış politika gündeminde Sayın Cumhurbaşkanımızın mesaisi en yoğun bir şekilde barışın sağlanması ve diplomasi masalarının güçlendirilmesi ekseninde devam etmektedir. Bütün bunları değerlendiriyoruz, takip ediyoruz. Ülkemizin herhangi bir yerde kurulacak barış masası için en güvenilir liman olması, net bir şekilde kendisini tüm dünyanın gözü önünde gösteriyor. Bu zamanlar insanlık ittifakı adına doğru ittifaklar kurmanın, doğru ilkeleri çalıştırmanın, kurala dayalı uluslararası düzeni daha çalışır hale getirmenin zamanlarıdır. Bunun zıddına hareket edenler ya da bunun dışında hareket edenler daha büyük sıkıntılarla kendi kendilerini karşı karşıya bırakacaklardır.”

“Bu tip tavırların Fransa’ya ne faydası var”

Çelik açıklamasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Türkiye ile ilgili açıklamalarına ilişkin soru üzerine Çelik, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Fransa’nın açıklamalarını yakından takip ediyoruz. Doğrusu rasyonel bir zemine oturmuyor. Fransa ile NATO içerisinde müttefiklik ilişkimiz varken, ima yollu olsa bile başka NATO müttefikleriyle ittifak kurduğunu ifade ederken Türkiye’yi karşısına alan söylemler üretmesi son derece yanlıştır. Şunu unutmamak gerekir ki, çok yakın zamanda hatırlıyorsunuz, Sayın Macron ‘NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti’ demişti. Daha sonra bu görüşünden geri adım attı. Bugün aslında Türkiye’ye karşı birtakım aşırı söylemler kullanmada gereksiz bir cömertlik ve cüretkarlık içerisinde olduğunu görüyoruz Fransa’nın. Bu doğru bir tavır değil.

Akdeniz’deki istikrarsızlıkla ilgilenmesi gerekir Fransa’nın. Rusya-Ukrayna arasındaki savaşın bir an evvel sona erdirilmesiyle ilgilenmesi gerekir. Suriye’de birtakım farklı grupları desteklemek yerine, Suriye’nin istikrarına katkı sağlayacak bir siyasi teşvik içerisinde olması gerekir. Fransa’nın, ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı karşısında daha net konuşması gerekir. Karadeniz’deki tabloyu iyi değerlendirmesi gerekir. Ama bunun yerine ne zaman bir tartışma çıksa, Rum kesiminin etrafında bir bayrak göstermekten, gemi göndermekten bahsediyor, Yunanistan ile ittifak kurmaktan bahsediyor. Burada şunu sormak gerekir. Bu tip tavırların Fransa’ya ne faydası var? Bu tip tavırların Yunanistan’a ne faydası var? Bu tip tavırların Akdeniz’in güvenliğine ne farkı var? Bu tip tavırların NATO müttefikliğine ne katkısı var? Bütün bu soruların cevabı olumsuzdur.

“Otobandan ayrılmamak lazım”

Günün sonunda herkes gidiyor, biz kalıyoruz, baş başa. Dolayısıyla Yunanistan’ın Türkiye ile sorunlarını masada çözme imkanı varken sürekli olarak, başta İsrail’den başkalarına kadar birtakım ittifaklar peşinde koşup, Türkiye karşıtlığı söylemini sürekli yükseltip bundan elde edeceği nedir? Biz Yunanistan’a üçüncü ülkeler, taraflar araya girmesin, Türkiye ve Yunanistan müzakereler yoluyla kendi sorunlarını çözebilecek kapasiteyi üretsin diyoruz. Ama onun yerine sürekli olarak bu tip yan yollara başvuruyorlar. Otobandan ayrılmamak lazım. Otobandan ayrıldığı zaman çoğu kez şarampole düşürdüğü görülmüştür. Tekrar aynı hatayı yapmaya gerek yok. 

Rum kesiminin İsrail ile kurduğu ittifak utanç verici bir ittifaktır. Bu kadar katliam gerçekleştirilmiş bir Siyonist şebekeyle yan yana durmak onların kendilerinin bileceği bir iştir. Ama bugün uluslararası sorunlarda, Türkiye ile ilişkilerde yanlış yerde durdukları gibi, uluslararası sorunlarda da tarihi doğru tarafında durmuyorlar.

Fransa’nın Sahel bölgesinden Akdeniz’e kadar olan tüm bu bölgede değerlendirmelerinin ve attığı adımların ne kadar yanlış olduğu son birkaç yıldır üst üste görülüyor. Fransa’nın bunlardan vazgeçmesinde Türkiye ile olan müttefiklik ilişkisini gerçekçi bir zeminde ve doğru bir yaklaşımla ele alması herkesin faydasındadır.”

“Alevi vatandaşlarımızı ve Alevi canlarımızı inciten ifadeden biz de inciniriz”

Köşe yazarı Mine Kırıkkanat’ın CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik açıklamalarına ilişkin soruyu Çelik şöyle yanıtladı:

“Biz CHP ya da başka parti ya da bazı köşe yazarları bu tartışmalar bizi ilgilendiren tartışmalar değil. Ama kullanılan o ifade bütün Alevi canlarımızı, bütün Alevi vatandaşlarımızı inciten bir ifadedir. Alevi vatandaşlarımızı ve Alevi canlarımızı inciten ifadeden biz de inciniriz. Bunu kendimize yapılmış sayarız. O ifade bir nefret söylemidir. O ifade doğrudan bir nefret söylemi olarak kodlanmalıdır ve tümüyle kategorik olarak reddedilmelidir.

Alevi kardeşlerimize, vatandaşlarımıza, canlarımıza dönük bu şekildeki çirkin ifadeler kullanılmasını en güçlü şekilde lanetliyoruz ve reddediyoruz bunu ve bunu kendimize yapılmış sayıyoruz. Esasında bu nefret söylemlerinin hem ahlaki olarak mahkum edilmesi lazım hem de bunlarla ilgili hassasiyetler konusunda daha güçlü sesler çıkarmak lazım. Dolayısıyla Alevi canlarımıza, Alevi vatandaşlarımıza dönük bu çirkin ifadeleri insanlığımıza yapılmış bir çirkinlik olarak görüyoruz, lanetliyoruz ve hep beraber reddediyoruz.”

 

 

Ömer Çelik: Fransa, Türkiye’ye karşı aşırı söylemler kullanmada gereksiz bir cömertlik ve cüretkarlık içerisinde
+ - 0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.