(ANKARA) – TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlıkları sürdürülen Su Kanunu Taslağı’na ilişkin, “Su kaynaklarının korunması ve verimli kullanımı açısından önemli hedefler içermekle birlikte, uygulamada sosyal adalet, yerel katılım ve çevresel sürdürülebilirlik ilkelerinin güçlü şekilde gözetilmemesi durumunda halkın günlük yaşamını zorlaştırabilecek sonuçlar doğuracaktır. Havza yönetim kurulları gibi karar alıcı mekanizmalarda meslek odalarının temsilcilerinin sürekli katılımının sağlanmasını ve suyun bir rant aracı değil, kamusal bir değer olarak yönetilmesini talep ediyoruz” açıklamasını yaptı.
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurul, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlıkları sürdürülen ‘Su Kanunu’ taslağı hakkında, “Suyu ticarileştiren politikalara karşı kamusal ve bilimsel bir su kanunu zorunluluktur” başlığıyla yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada özetle şu ifadeler kullanıldı:
“Vatandaşların müşteri konumuna itilmesi, suyun bir kamu hizmeti olma vasfını zedelemektedir”
“Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlıkları sürdürülen Su Kanunu taslağı ülkemizin su varlıklarının geleceği açısından hayati sorunlar içermektedir. Özellikle suyun ticarileştirilmesine kapı aralayabilecek düzenlemeler ile yönetimin büyük ölçüde merkezi idareye bırakılması, suyun kamusal niteliği ve adil erişim hakkı açısından önemli riskler barındırmaktadır. Hazırlanacak kanunun, suyla ilgili tüm mevzuatı ve kurumları tanımlayan kapsayıcı bir çerçeve yasa niteliği taşıması gerektiği açıktır. Başta belirtmek gerekir ki su, sadece bir doğal kaynak değil, tüm canlılar için yaşam kaynağı ve en temel insan hakkıdır; bu nedenle kamusal niteliği korunarak herkesin yeterli miktar ve kalitede suya fiziksel ve ekonomik olarak eşit erişimi garanti altına alınmalıdır. Sosyal devlet ilkesinin bir gereği olarak su hakkı anayasal güvenceye kavuşturulmalı, ‘parası olanın hizmet aldığı’ piyasacı yaklaşımlardan ve kontörlü sayaç gibi uygulamalardan derhal vazgeçilmelidir. Yerel yönetimlerin ticari bir işletme gibi çalışmaya zorlanması ve vatandaşların ‘müşteri’ konumuna itilmesi, suyun bir kamu hizmeti olma vasfını zedelemektedir. Aksine, yerel yönetimlerin suya erişim konusundaki yetki ve sorumlulukları artırılmalı, su tesislerini işletmek için ihtiyaç duydukları enerji fiyatlarında indirim gibi teşviklerle desteklenmelidir.
“Suya göre tarım yaklaşımı benimsenmeli”
Su yönetiminin temel planlayıcı, karar verici ve denetleyici gücü olarak DSİ Genel Müdürlüğünün bilgi birikimi esas alınmalı; yeni ve mükerrer yapılar oluşturmak yerine mevcut kurum mali ve idari yönden güçlendirilerek yetki karmaşasının önüne geçilmelidir. Önemle vurgulamak gerekir ki taslak metinde yer alan ve suyun mülkiyeti üzerinden özel su tanımlamalarına kapı aralayan düzenlemeler, su kaynaklarının şahıs ve şirketlere dolaylı devrine, dolayısıyla kamu zararına yol açacaktır. Su havzaları idari sınırlar yerine doğal sınırlarına göre yönetilmeli, ekolojik bütünlük içerisinde ele alınmalıdır. Bu bağlamda, iklim krizinin etkileri göz önüne alınarak, havza planlaması yapılmadan verilen HES lisansları iptal edilmeli, içme suyu ve tarımsal ihtiyaçları tehdit eden projelere karşı kamusal bir koruma kalkanı oluşturulmalıdır. Özellikle su kısıtı yaşayan ülkemizde, suyun yüzde 77’sinin tarımda kullanıldığı gerçeğiyle, suya göre tarım yaklaşımı benimsenmeli; aşırı su tüketen bitkiler yerine kuraklığa dayanıklı türler desteklenmeli ve tarımsal sulamada kapalı sistemlere geçişin teknik planlaması ivedilikle yapılmalıdır.
“Yağmur suyu hasadı, atık su geri kazanımı ve yer altı suyu yönetimi gibi uygulamalar desteklenmeli”
Kentsel altyapılarda yüksek oranlara ulaşan kayıp ve kaçakların azaltılması, su verimliliğinin artırılması ve sürdürülebilir su yönetimi uygulamalarının yaygınlaştırılması da öncelikli konular arasında yer almaktadır. Yağmur suyu hasadı, atık su geri kazanımı ve yer altı suyu yönetimi gibi uygulamalar desteklenmeli; yer altı suyu rezervleri bilimsel yöntemlerle izlenmeli ve kaçak kullanımlar önlenmelidir. Özellikle, aşırı su tüketen madencilik faaliyetlerine yönelik cezai yaptırımların sembolik düzeyden çıkarılarak caydırıcı hale getirilmesi ve su transferi çalışmalarının sadece ekonomik değil ekolojik etkilerinin de dikkate alınması bilimsel bir zorunluluktur. Tüm bu süreçlerin sağlıklı ilerleyebilmesi için, kanun hazırlık çalışmalarının ilgili paydaş kurumların, meslek odalarının, akademinin ve kamuoyunun katılımına açık, şeffaf ve yeterli tartışma süreleri tanınarak yürütülmesi büyük önem taşımaktadır.
“Su Kanunu taslağı bu haliyle toplum açısında ciddi sonuçlar doğurması muhtemel”
Su Kanunu taslağı bu haliyle yasalaşırsa, su yönetiminde önemli değişiklikler yaşanacaktır. Ancak bu değişimlerin toplum açısından bazı ciddi sonuçlar doğurması da muhtemeldir. Öncelikle, su hizmetlerinin maliyetinin altında fiyatlandırılamayacak olması, özellikle dar gelirli vatandaşlar için su faturalarının artmasına neden olacaktır. Su, temel bir ihtiyaç olmasına rağmen ekonomik bir hizmete dönüşecek ve bu durum sosyal eşitsizlikleri derinleştirecektir. Taslakta yer alan su tahsisi yetkisinin büyük ölçüde merkezi yönetimlere verilmesi, yerel yönetimlerin ve halkın karar alma süreçlerindeki etkisini azaltacaktır. Bu da suyun kullanımına ilişkin kararların daha merkezi ve yerel ihtiyaçlardan uzak şekilde alınmasına neden olacaktır. Tarım sektörü açısından bakıldığında, su kullanımına getirilen ölçüm zorunlulukları ve kısıtlamalar küçük çiftçiler için ek maliyet ve bürokratik yük anlamına gelecektir. Bu durum, özellikle kırsal bölgelerde üretim maliyetlerini artırarak tarımsal faaliyetleri zorlaştıracaktır. Sanayi ve enerji sektörlerine de su tahsisi yapılırken belirli öncelikler tanınması, bazı bölgelerde suyun çevresel ihtiyaçlar yerine ekonomik faaliyetlere yönlendirilmesi riskini doğurması muhtemeldir. Bu da uzun vadede ekosistemlerin zarar görmesine yol açacaktır.
“Halkın günlük yaşamını zorlaştırabilecek sonuçlar doğuracaktır”
Dünyadaki benzer uygulamalara bakıldığında, bu tür risklerin somut sonuçlar doğurduğu görülmektedir. Örneğin Şili’de su kaynaklarının özelleştirilmesi sonucunda suya erişim ciddi bir eşitsizlik haline gelmiş ve özellikle kırsal kesimde yaşayan insanlar suya ulaşmakta ciddi zorluklar yaşamıştır. Güney Afrika’da suyun ücretlendirilmesi sonrası bazı bölgelerde halkın suya erişimi kısıtlanmış ve bu durum toplumsal tepkilere neden olmuştur. Hindistan’da ise yer altı sularının yoğun ve denetimsiz kullanımı, birçok bölgede su seviyelerinin ciddi şekilde düşmesine ve kuraklık krizlerine yol açmıştır. Bu örnekler, su yönetiminde ekonomik ve merkeziyetçi yaklaşımların, yeterli sosyal ve çevresel denge gözetilmediğinde ciddi sorunlara neden olacağını göstermektedir. Bu çerçevede; Su Kanunu taslağı, su kaynaklarının korunması ve verimli kullanımı açısından önemli hedefler içermekle birlikte, uygulamada sosyal adalet, yerel katılım ve çevresel sürdürülebilirlik ilkelerinin güçlü şekilde gözetilmemesi durumunda halkın günlük yaşamını zorlaştırabilecek sonuçlar doğuracaktır.
“Su bir rant aracı değil, kamusal bir değer olarak yönetilmeli”
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası olarak, havza yönetim kurulları gibi karar alıcı mekanizmalarda meslek odalarının temsilcilerinin sürekli katılımının sağlanmasını ve suyun bir rant aracı değil, kamusal bir değer olarak yönetilmesini talep ediyor, bilimin ve tekniğin ışığında, halkımızın su hakkını savunmaya ve sürecin takipçisi olmaya kararlılıkla devam edeceğimizin altını bir kez daha çiziyoruz.”




