(ANKARA) – Sosyal Demokrasi Derneği Genel Başkanı Sami Doğan, “Gelecek yıllarda ülkemiz tarihinde yerel yönetimler hukuk ve demokrasi açısından kötü bir şekilde anılacağını düşündüğümüz bu dönemin geçeceğine ve ülkemizde hukukun yeniden egemen olacağına inanıyoruz. Bu nedenle erken seçime gidilmesinin acil ve zorunlu olduğuna inanıyoruz” dedi.
Sosyal Demokrasi Derneği (SDD) eski Ankara Belediyesi Başkanı Ali Dinçer anısına Etimesgut 100. Cumhuriyet Kültür Merkezi’nde “1. Sosyal Demokrat Belediyecilik Günleri” etkinliği düzenledi. Açılış konuşmasını yapan SDD Genel Başkanı Sami Doğan, şu ifadelere yer verdi:
“Türkiye’de 1973 yılında yapılan yerel seçimlerde hemen bütün büyükşehirlerde sosyal demokratların göreve gelmesi sadece basit bir görev değişikliğinin ötesinde uzun yıllar merkezi yönetimin bir uzantısı halinde algılanan yerel yönetimlerde çok kapsamlı bir düşünce ve uygulama değişikliğini kapsamaktadır. Bu kapsamda merkezi otoritenin bir uzantısı olarak tasarlanmış olan belediyeler bu yeni anlayış ile çok kısıtlı ve çoğunlukla merkezi idarenin kontrolünde olan gelir kaynaklarına ve yasal kısıtlara karşın hemen her alanda halkın gündelik yaşamına dokunan çalışmalar yapmaya başlamıştır. 1973 yılında kazanılmış belediyeler 1977 yılında yapılan seçimlerde seçilen isimler değişse de giderek artan ölçüde halkçı ve katılımcı sosyal demokrat uygulamalar ile ülkemizde o zamanlar devrim niteliğindeki uygulamaları hayata geçirmiştir. Ancak ne yazık ki bu süreç 12 Eylül darbesiyle kesintiye uğramıştır. 1980’lerdeki ağır siyasi ve toplumsal müdahalelerin etkisi altında Türkiye’de yerel yönetimlerin toplumla ilişkilerini ifadelendirmek için siyasi yelpazenin farklı ayrımlarında birbirine benzeşen kavramlar ve pratikler üretildi.
“Bütüncül bir siyasal yönetsel yaklaşımı ifade etmektedir”
Benzeşen uygulamalar farklı ideolojilerin yerel yönetime katkılarını aşındırdığı gibi yapılanların meşruiyetini sağlamayı da güçleştirdi. Sonuçta yerel yönetimler dünyasında kurumsal ve örgütsel çözümler yerine bireyler, süreçler yerine sonuçlar ve belirgin ezberler ortaya çıktı. Bu tespitin ışığında sosyal demokrasi gibi evrensel kavramların yerel yönetimlerle ilişkisinin 21. yüzyılda yeniden tartışılmasının gerekliliği daha önceki dönemlerden çok daha ciddi şekilde hissedilmektedir. Türkiye’de 1970’lerde temeli atılan sosyal demokrat yerel yönetim anlayışı yalnızca belirli hizmet alanlarına indirgenebilecek bir belediyecilik pratiği değil toplumsal yapının yeni bir çerçevede merkeze alındığı bütüncül bir siyasal yönetsel yaklaşımı ifade etmektedir. Bu deneyimin düşünsel ve uygulamadaki temsilcileri tarihteki kısa ama etkili yerleriyle günümüz dünyasındaki uygulamalara hala yön verebilme gücünü taşımaktadır.
“Erken seçime gidilmesinin acil ve zorunlu olduğuna inanıyoruz”
2019 yerel seçimlerinde yeniden büyük kentlerde yönetime gelen sosyal demokrat yöneticiler ekonomik kriz ve pandemi koşullarında halkın gündelik yaşamına dokunan başarılı uygulamalar ile 2024 yerel seçimlerinde başarısını daha da arttırmıştır. Ancak yerel yönetim seçimlerini kaybeden siyasi iktidar kendisini ve hatalarını sorgulamak yerine yargı eliyle sosyal demokrat belediyeleri engellemeye, belediye başkanlarını görevden alma ve tutuklama yoluna gitmiştir. Bu uygulamanın zirve noktasında İstanbul Büyükşehir Belediye seçimlerini üç kez kaybettikleri İBB Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nu tutuklayarak görevden alması oluşturmaktadır. Gelecek yıllarda ülkemiz tarihinde yerel yönetimler hukuk ve demokrasi açısından kötü bir şekilde anılacağını düşündüğümüz bu dönemin geçeceğine ve ülkemizde hukukun yeniden egemen olacağına inanıyoruz. Bu nedenle erken seçime gidilmesinin acil ve zorunlu olduğuna inanıyoruz.”
“Bu baskının altında sosyal demokrat politikaları konuşmak için en doğru zaman”
Friedrich-Ebert-Stiftung (FES) Derneği Türkiye Temsilcisi Tina Blohm ise konuşmasında şunları söyledi:
“Bu alan yalnızca teknik bir girişim değildir her yönüyle politiktir. Sosyal demokratik değerler, vizyon, işbirliği ve toplumla ilgilidir. Ali Dinçer’in bakış açısıyla amaç kar gütmek değil kamu yararını öncelemek, sısyal adaleti ve eşitliği gözetmektir. Kapsayıcı olmak ve vatandaşın katılımını ve hizmete kolay ulaşımını önemsemektir. Ali Dinçer’in de vurguladığı gibi bütün bunlar günümüzde Türkiye’de ve benim ülkem Almanya’da da hala geçerliliğini koruyor. Sosyal eşitsizliklerin ve kentsel yoksulluğun artması, konut krizi ve yükselen yaşam maliyetleri yerel çözümlere duyulan ihtiyacın arttığı iklim krizi, kamu hizmetlerine eşit ve adil erişim hakkındaki tartışmalar gibi birçok neden sayabiliriz. Bu mutfakta bu zorluklara nasıl bir çözüm bulabiliriz? Tarihi, teoriyi ve deneyimi nasıl bir potada birleştirebiliriz? Bugün ve yarın tarih ve teoriyi konuşacağız. Bu deneyimler kontrollü bir laboratuvar ortamında değil, tam olarak gerçek hayatta karşılaştığımız baskının altında oluyor. Sizler bu baskıya benden daha hakimsiniz. İnsan merak edebilir; bugün bunları konuşmak için doğru zaman mı? Tam olarak bu baskının altında belediyecilikte sosyal demokrat politikaları konuşmak için en doğru zaman.”




