1. Haberler
  2. Gündem
  3. Tuncer Bakırhan: Öcalan, Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Kurulunda yer almalı

Tuncer Bakırhan: Öcalan, Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Kurulunda yer almalı

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, İstanbul'daki halk buluşmasında, terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan'ın Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Kurulunda yer alması gerektiğini söyledi. Bakırhan, Suriye’de SDG'nin devlet kurumlarına entegrasyonuna ilişkin süreci de desteklediklerini belirterek, "Tanınmanın ve özgürlüğün yolunu açan bu anlaşmayı destekliyoruz" dedi.

Tuncer Bakırhan: Öcalan, Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Kurulunda yer almalı
service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

(İSTANBUL) – DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, İstanbul’daki halk buluşmasında, terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan’ın Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Kurulunda yer alması gerektiğini söyledi. Bakırhan, Suriye’de SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonuna ilişkin süreci de desteklediklerini belirterek, “Tanınmanın ve özgürlüğün yolunu açan bu anlaşmayı destekliyoruz” dedi.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, İstanbul’da gerçekleştirilen halk buluşmasına katıldı. Burada konuşan Bakırhan, şunları söyledi:

“Bugüne kadar mücadele etmiş ama aramızda olmayan, yaşamını yitirmiş yüzlerce Kürt ve Kürt dostu devrimciyi ve insanımızı saygı ve minnetle anıyorum. Onlar kalbimizin en müstesna köşelerinde her zaman duracaklardır. Onlara sözümüz; Kürt’ün eşit yurttaş olduğu, Alevi’nin inancını özgürce yaşadığı, kadınların katledilmediği, Türkiye’de demokrasinin, hukukun, adaletin tam anlamıyla uygulandığı bir demokratik cumhuriyet yaratmak olacak. Bu sözümüzü yerine getirmek için de 7/24 hep birlikte çalışacağız ve aramızda olmayanlara sadece sözle değil, pratiğimizle de layık olacağız. Son günlerde Türkiye’nin dört bir yanında taziyeler kuruluyor. Bu taziyelerde yaşamını yitirenleri rahmet ve minnetle anıyor, ailelerine tekrar başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz. Ailelerimizin yasını içtenlikle bugün burada İstanbul’daki arkadaşlarımızla birlikte paylaşıyoruz. Ağır bedeller ödendi. Sadece Kürtler ağır bedeller ödemedi. Türkiye’nin dört bir tarafında acılar yaşandı. Türkiye’nin dört bir yanında acılar birikti, büyüdü. Dolayısıyla bu bedelleri sadece tek bir tarafın bedelleri olarak okumuyoruz. Edirne’deki acı da bizim, Hakkâri’deki acı da bizim. 

Bu süreç, annelerin evlatlarını yitirmemesi sürecidir. Son iki yıla baktığınız zaman da ne bir Türk ne de bir Kürt annesinin evladı yaşamını yitirdi. Aslında bu sürecin en başarılı noktalarından birisi, iki yıldır kimsenin yaşamını yitirmemesidir. Birileri bunu küçümsüyor, bunu önemli bir gelişme olarak görmüyor olabilir. Ama Diyarbakır’da ve Türkiye’nin dört bir yanında evladının taziyesini kuran ve Ankara’da Güvenpark’ta kendisine şehit ve gazi aileleri diyen annelerin yaşadığı acıları bence empati etmek ve tahmin etmek gerekiyor. Bu sürecin en büyük kazanımı budur. Yine bu süreç, değerli arkadaşlar, sorunların inkâr ve şiddetle değil; konuşarak, siyasetle ve müzakereyle çözüleceği bir süreçtir. Neymiş? Bugüne kadar süreç, inkâr karşısında isyanla yürüdü ve büyük acılar, büyük bedeller ödedik. Demek bundan sonra ne olacak? İnkâr ve isyan yerine konuşarak, müzakere ederek, diyalogla sorunlarımızı tartışacağız. İnşallah Allah’ın izniyle çözümü için de birlikte bir yol bulacağız.

“BU SÜRECİ EN İYİ ANLAYACAK OLANLAR CUMARTESİ ANNELERİ, BARIŞ ANNELERİ, ŞEHİT VE GAZİ AİLELERİDİR”

Barış Annelerini ziyaret ettik. Acılarını paylaştık. Cumartesi Annelerini ziyaret ettik. Onların tuttuğu yası paylaştık. Onların kaybolan evlatlarının, kardeşlerinin, babalarının bulunması için de bu süreç engel değil, aksine bir fırsattır. İnşallah onların da bulunması için elimizden geleni yapacağız. Yine şehit ve gazi ailelerine de sesleniyorum: Sizin de acınız kıymetlidir, değerlidir. Barış Annelerinin olduğu gibi, Cumartesi Annelerinin olduğu gibi sizin çocuklarınızın da acısı yüreğimizdedir. İnşallah bu acıların yaşanmaması için Barış Annelerine de, şehit ailelerine de, Cumartesi Annelerine de sözümüz olsun: Bir daha bu ülkede kimse evlat acısı yaşamasın, diyoruz. Çağrı yapıyorum şehit ve gazi ailelerine. Diyorum ki: Ya Cumartesi Anneleri ve Barış Anneleri gibi siz gelin ya da biz size gelelim. Sizi dinleyelim. Eleştirilerinizi, önerilerinizi bize anlatın. Bu süreç tam da çocukların cenazesinin gelmemesi sürecidir. Dolayısıyla bu süreci en iyi anlayacak olanlar Cumartesi Anneleri, Barış Anneleri, şehit ve gazi aileleridir. En çok da onlar bu süreci sahiplenmelidir. Evlat acısı çekmeyenler rahat konuşur, bol konuşur. Ama bir de o evlat acısını yaşayan bu annelere bu süreci sormak gerekiyor. Onun için çağrımdır: Bütün anneler bu sürece sahip çıkmalıdır. Sadece Kürt anneleri değil, Türkiye’deki bütün anneler evlat acısı olmaması için, bu sürecin başarıya ulaşması için bu çağrımızı yeniliyoruz.

İki yıldır bir sürecin içerisindeyiz. Sayın Bahçeli’nin Mecliste elimizi sıkmasıyla başlayan, Sayın Öcalan’ın 27 Şubat çağrısı ve PKK’yi fesheden çağrısı, aynı zamanda örgütün Süleymaniye’de silahlarını yakmasıyla beraber iki yıllık bir süreci birlikte yaşadık. Bazen hop oturup hop kalktık. Bazen tereddütle yaklaştık. Bazen ‘Bu süreç Türkiye’ye, Kürt’e, emekçiye, yoksula, evladı içeride olan, evladını yitirmiş annelerimize ne getirecek?’ sorularıyla karşı karşıya kaldık. Bu soruları gittiğimiz her yerde sordunuz. Muhtemelen içinizde hala bu soruları soran kardeşlerimiz ve annelerimiz de vardır. Evet, bu sorunun yanıtını vermeye çalışacağım. Bugün Meclis zemininde bir yasa kabul edildi. Bu yasa çok kıymetlidir. Sayın Öcalan’ın da dediği gibi bugüne kadar inkârdan kaynaklı hakkını arayan bütün Kürtlerin sonu idam sehpalarında sonlandı. İlk defa bir Kürt isyanı Meclis zemininde tartışılıyor. Meclis zemininde bir komisyon kuruldu ve Meclis zemininde bir yasa çıktı. Bu çok değerli ve kıymetlidir. Hiç kimse bunu küçümsemesin. Hiç kimse bu adımın küçük bir adım olduğunu düşünmesin. Şimdi bu yasa nedir, sorusunu soruyorsunuz. Samimiyetle sizlere anlatmak istiyorum. Emin olun siyaset yapmıyorum. Samimiyetle konuşuyorum. Çünkü önümüzdeki süreçte birlikte yürüyeceğiz. Birbirimize güvenmemiz gerekiyor. Siz varsanız biz varız. Sizin olmadığınız bir mücadelede ne Kürt’ün dili olur ne kimliği olur ne yerel yönetimleri olur ne sesi ve soluğu olur. Onun için samimiyetle sizinle konuşmak istiyorum.

“BU YASA, KÜRT MESELESİNİ ŞİDDET VE İNKÂR ZEMİNİNDEN HUKUK VE SİYASET ZEMİNİNE ÇEKEN BİR YASADIR”

Bu yasa, Kürt meselesinin bütünüyle çözüldüğü bir yasa değil. Bunu bir defa net bir şekilde bilelim. Peki bu yasa nedir? Bu yasa, Kürt meselesini şiddet ve inkâr zemininden hukuk ve siyaset zeminine çeken bir yasadır. Yani bu yasa nedir? Şiddet yerine Kürtlerin demokratik hukuk zemininde, siyasal zeminde geçmişte olduğu gibi kimlik meselesini, dil meselesini, yerel yönetimler meselesini, düşünce ve ifade meselesini, ekonomide adalet meselesini ve benzer meseleleri artık Meclis zemininde, demokratik zeminde konuşmasını sağlayan bir yasadır. Şimdi bu yasa ne yapacak? Bu yasayla birlikte ne olacak biliyor musunuz? Dağdaki çocuklarınız, kardeşleriniz; cezaevindeki Figen Yüksekdağlar, Selahattin Demirtaşlar, Nazmi Gürler, Ayşe Gökhanlar ve Leyla Güvenler ve 4 bine yakın cezaevindeki tutsak arkadaşımızın, kardeşimizin bizimle beraber demokratik zeminde siyaset yapmasını sağlayacak. Bu yasayla birlikte sürgündeki Hatip Dicleler, Remzi Kartallar, Nursel Aydoğanlar, Fatma Kurtalanlar ve Mahmur gibi yerlerde yaşayan on binlerce insanımız ülkesine, yurduna dönecek. Bizim yanımıza, bizimle birlikte siyaset yapmak için dönecekler. Bütün meselelerimiz bu yasayla çözülecek mi? Hayır. En başta bu yasa için ne denildi? Denildi ki: ‘Şiddeti durdur, meseleyi siyasi ve hukuki zeminde tartış.’ Tam da o içeriğe uygun bir yasa çıktı.

Onun için sağda solda bu yasayı küçümseyenler, ‘Dil yok, kimlik yok, kayyımlar devam ediyor.’ diyen kardeşlerime sesleniyorum: Bu yasa o yasa değil. Ama sizin dediğiniz bu talepleri karşılayacak yasalar da çıkacak. O yasaları da beraber göreceğiz. İnşallah bir gün burada dilin özgür olduğu, yerel demokrasinin olduğu, Kürtlerin düşünce ve ifadelerini özgürce dile getirdikleri, kimsenin düşünce ve söylemlerinden dolayı cezaevine girmediği, Kocaeli’nde olduğu gibi Siirt’te de, Şırnak’ta da devletin yatırım yaptığı, Kürtlerin yaşamış olduğu en büyük sorun olan ekonomik sorunda ekonomik adaletin sağlandığı yasaları ve gündemleri de birlikte konuşacağız. Ama o şimdi değil, o bugün değil. Bu yasayla birlikte yarın birlikte mücadelesini vereceğimiz bir gündemimizdir. Şimdi bu yasa nedir? Bu yasa Kürt meselesini ele alış biçimini değiştiriyor. Bugüne kadar neydi? Dilini isteyen herkese terörist deniliyordu, cezaevine atılıyordu. Halil Aksoy buradadır. Ömrü cezaevlerinde geçti. Niye? Diline ve kimliğine sahip çıktığı için. İşte bu yasa, Kürt meselesini ele alış biçiminde de bir değişiklik getiriyor. 100 yıldır ne oldu? 100 yıldır inkâr vardı. İnkârın karşısında şiddet ve çatışmalı süreç vardı. Şimdi ilk defa Mecliste 467 milletvekili, ‘Artık bu meseleyi siyasetle, hukukla, Meclis zemininde çözelim.’ dedi.

“KÜRT MESELESİ İLK DEFA MECLİS ZEMİNİNDE KARŞILIĞINI BULMUŞTUR”

Bugüne kadar hiç duydunuz mu Meclis zemininde Kürt meselesinin tartışıldığını, konuşulduğunu ve Kürt meselesinin çözümü için kurullar oluşturulduğunu, Kürt meselesi için komisyon oluşturulduğunu? Duyanınız yok. O açıdan bu mesele önemlidir. Kürt meselesi ilk defa Meclis zemininde karşılığını bulmuştur. Kürt meselesi ilk defa Meclis zemininde kabul edilmiştir. Bu yasa Kürt meselesinin varlığını kabul eden ama bugün çözümünü tartışmayan, bu ilk aşamadan sonra Kürt meselesinin çözümünü de tartışacak bir meseledir. Yine tekrar ediyorum: Bu yasa çözümün kendisi değil, çözümün önündeki ilk adımdır. Çözümün önüne döşenen ilk taştır. Demek ki bu yasa tek başına Kürt meselesinin çözümü değil. Tek başına bütün meselelerimizi çözen bir yasa değil ama bu yasa bir ilktir. Bu yasa bir son değil. Bu yasa bir başlangıçtır. İnşallah bundan sonra da bu yasadan sonra diğer yasaların da çıkması için dün olduğu gibi bugün de İstanbul’daki emekçiler, yoksullar, sosyalistler, Kürtler, kadınlar, gençler birlikte mücadele ederek ikinci, üçüncü ve daha sonraki aşamalarını da gerçekleştirerek Kürt meselesinin hak ettiği şekilde çözümünü sağlayacaktır. Şimdi bazı arkadaşlar söylüyor ama ben şu yanıtı veriyorum: Bakın, ‘Yasa çıktı, mesele bitti.’ demek doğru değildir. Çünkü henüz yolun başındayız. Ne de bu adımı yok saymak doğrudur. Bu adım, biraz önce söylediğim gibi, tarihîdir, önemlidir. Yakından takip edeceğiz. Birlikte büyütmeye çalışacağız.

“ÖCALAN, SİLAHSIZLANMA VE STRATEJİK KOORDİNASYON KURULUNDA YER ALMALIDIR”

Bakın, geçen gün Mecliste Takip ve Değerlendirme Kurulu kuruldu. Bu çok önemlidir. Bu Takip ve Değerlendirme Kurulu ne yapacak? Sadece silahların bırakılmasını denetlemeyecek. Bu meselenin çözülmesi için de bir takip ve denetleme kurulu olacak. Yine alt komisyonların kurulması kararı verildi. Bu alt komisyonlardan biri de Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Kuruludur. Beklentimiz odur ki Sayın Öcalan da Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Kuruluna girecektir. Umarım bu kurulan Takip ve Değerlendirme Komisyonu, Kürtlerin bu taleplerini dikkate alarak Sayın Öcalan’ın Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Kurulunda yer almasını sağlamalıdır. Niye? Çünkü Sayın Öcalan’ın önemi sadece silahsızlanma açısından değil; Türk-Kürt ilişkilerini demokratik zemine çekerek güçlü bir birlikteliği sağlayacak bir birikime ve inanca sahip olmasıdır. Açık söylüyorum: Sayın Öcalan’ın emeği, katkısı, cesareti ve sorumluluğu olmasaydı belki bugün başka bir şeyi konuşuyor olacaktık. Onun için Sayın Öcalan sadece silahsızlandırma için değil, Türkiye-Kürt ilişkilerinin yeniden güncellenerek Türk ve Kürtlerin ve bu ülkede yaşayan diğer milliyetlerden ve inançlardan halkımızın demokratik bir zeminde yaşamasını sağlayacak bir iradeye, bir birikime, bir perspektife sahiptir. Onun için Sayın Öcalan önemlidir.

Şimdi değerli arkadaşlar, bu yasa bir ilkse demek ki işimiz bitmedi İstanbul’da, değil mi? Daha çok toplanacağız. Daha çok sokakta hakkımızı, hukukumuzu arayacağız. Daha çok yerel demokrasi isteyeceğiz. Daha çok ekonomide adalet isteyeceğiz. O açıdan bize büyük görevler düşüyor. Nedir bu görevler? Biraz ondan bahsetmek istiyorum. Değerli arkadaşlar, eski dille, eski usulle, eski yöntemlerle bu süreci başarıya ulaştırmak imkânsızdır. Bunu sadece biz DEM Parti ve bileşenleri için söylemiyorum. Bu aynı zamanda iktidar için de, bürokrasi için de, hükümet için de geçerlidir. Yeni bir dile, yeni bir yaklaşıma, yeni bir üsluba, yeni bir çözüm mantığına artık ihtiyaç olduğunu belirtmek istiyorum. Bu süreçte görevimiz nedir? Sizin özne olmanızı sağlamaktır. Halkımızın kendisi bu süreçten sonra artık özne olmalıdır. Bakın, biz ne yaptık? İl örgütümüz aracılığıyla size çağrı yaptık. Burada bir toplantı aldık. Sadece sizler bilgilendirilen bir toplum olmamalısınız. Aynı zamanda talep eden, ‘Gelin bu süreci anlatın, gelin bu süreci tartışalım. Bu süreçte kaygılarım var, bu sürece eleştirilerim var, bu süreçte hala kafamın netleşmediği noktalar var.’ diyeceksiniz. Partinizi, yönetiminizi, vekillerinizi siz ayağınıza çağıracaksınız ve biz gelip bugüne kadar yürütmüş olduğumuz bu mücadele konusunda sizi bilgilendireceğiz. Evet, sadece talep eden değil, örgütleyen, bu süreci inşa eden sizler olacaksınız. Gidip bu sürece eleştirisi olanlara bugün anlattıklarımızı anlatması gereken sizlersiniz. Barışın ne kadar değerli ve kıymetli olduğunu anlatması gereken sizlersiniz.

“İKİNCİ AŞAMA DEMOKRATİK HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİMİZDİR”

Bin yıldır bu topraklarda yaşayan Kürtün farklı bir dilinin olduğunu, kimliğinin olduğunu, bu dilinin annesinin ak sütü gibi helal olduğunu ve Kürt’ün bu dilini yaşatması, öğretmesi ve eğitim görmesi gerektiğini siz anlatacaksınız. Allah aşkına, bin yıldır buradayız. Hâlâ birileri ‘İşte bunlar terörist, bölücü, ayrılıkçı.’ diyor. 80 yıl önce gelmiş, yurdun sahibi olmuş. O bizim ne yapacağımızı, nasıl davranacağımızı emrediyor. Dolayısıyla sizlere büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Talep edersek karşılığını alırız. İnşa edersek bu süreci hukuki zemine taşıyabiliriz. Örgütlersek bunun hukukunu oluşturabiliriz. Ama yerimizde oturup ‘Zaten DEM Parti çalışıyor, DEM Parti’nin yönetimi tartışıyor, bize gerek yok.’ dediğimiz zaman emin olun süreci başarılı bir şekilde götürmeyebiliriz. Ana dilden yerel yönetimlere, cezaevlerinden yaşanan bütün sorunlara kadar birlikte inşa edecek, örgütleyecek; inşallah mücadelemizle birlikte bunları da bir an önce sağlayacağız. Onun için bu sürece ilişkin kısaca bunları söylüyorum. Rahat olun. Sürecin birinci aşaması silahsızlandırma ve meselenin hukuki ve siyasi zeminde tartışılmasıydı. Onu sağladık. İkinci aşama demokratik hak ve özgürlüklerimiz, taleplerimiz, dilimiz, kimliğimiz, yerel demokrasi, kayyum atanan Van Belediyesi, Mardin Belediyesi ve Siirt Belediyesi ve diğer belediyelerimizdir. Bu aşamalarda da bizi büyük bir görev ve sorumluluk bekliyor. Peki biz bunları söylüyoruz ama siz sesinizi çıkarmıyorsunuz. İkinci aşamada, yine birinci aşamada olduğu gibi birlikte mücadele edecek miyiz? Birlikte sokaklarda, Mecliste, yaşamın her alanında daha güçlü, daha büyük sesle taleplerimizi haykıracak mıyız? Onu vallahi İstanbullulara biz soruyoruz. Var mısınız?

“BU KONGRE BÜYÜK DÖNÜŞÜMÜN KONGRESİNİN HAZIRLIĞINI YAPACAK”

Şimdi bir başka konu: DEM Parti 6 Eylül’de kongresini yapıyor. Aslında kongremiz biraz uzadı. Sebebi neydi biliyor musunuz? Biz dedik ki bu yasa erken çıkar. Cezaevindeki yoldaşlarımız, başta Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş ve 4 bin arkadaşımız, sürgündeki siyasetçilerimiz, yoldaşlarımız döner. Büyük bir kongre yaparız, güçlü bir kongre yaparız. Ama yasa gecikti. Bizim de kongremizi yasal olarak yapmamız gerekiyordu. Onun için kongremizi yapacağız. Ama bu sıradan bir kongre değil. Bu kongre büyük dönüşümün kongresinin hazırlığını yapacak. Daha fazla Türklerin, Kürtlerin, emekçilerin, yoksulların, kadınların, sosyalistlerin, Alevilerin katıldığı; Türkiye’yi yönetme iddiası olan, programıyla, tüzüğüyle, sözüyle, kadrolarıyla birlikte Türkiye siyasetine büyük bir damga ve iz bırakacak bir kongreyi inşallah hep birlikte 6 Eylül’den sonra örgütleyeceğiz. Yine değerli arkadaşlar, kongreye ilişkin şunu söylemek istiyorum. Kongre Ankara’da olacak. Delegelerle yapılacak ama 6 Eylül’den sonra inşallah birkaç ay sonra yapacağımız, arkadaşlarımızın, yoldaşlarımızın da bizimle birlikte olduğu, partimizin genişlediği, partimizin Türkiye’nin yönetimine talip olduğu ve bunu kitlesiyle, programıyla, kadrolarıyla gösterdiği bir kongre şimdiden bize, halklarımıza hayırlı olsun, diyorum.

Şimdi çerçeve yasa Meclis’ten geçti. Tabii bu bazılarını çok rahatsız etti. Birileri istiyor ki Kürt çocukları hep savaşta yaşamını yitirsin. Onlar da konforlu alanlarından bunun üzerinden siyaset yapsın. Öyle bir dünya yok artık. Kürt 100 yıldır bedel ödüyor. Son 40 yılda da on binlerce evladını yitirdi. Binlerce köyü yandı. Binlercesi yerinden, yurdundan sürgün edildi. Şimdi Kürt barışa razı. Elini sıcak sudan soğuk suya koymamış birileri de rahatsız. Ya birileri çıkıp demez mi kardeşim? Mücadele eden, bedel ödeyen, emek veren, ciğerini kaybeden, büyüdüğü toprakları terk eden Kürt barıştan razı da sen neden razı değilsin, sorusunu sormaz mı? Onun için sürecin kritik bir eşiğindeyiz. Bakın, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız. Tam bugünlerde, siz de takip ettiniz, kurgulanmış bazı metinler kamuoyunun önüne düştü. Belki okudunuz. İçeri girmeye gerek yok. Tam Takip ve Değerlendirme Kurulunun toplandığı gün piyasaya bazı metinler servis edildi. Bu bir tesadüf mü? Tesadüf değil. Peki bu nedir? Vallahi bu bir sabotajdır. Bu, Kürt’ün ‘Ben barışmak istiyorum.’ dediği bir sürecin karşısına başka bir şey koymaktır. Sayın Öcalan şahsında bu sürece bir operasyon çekiliyor. Biz bu operasyonu kabul etmiyoruz. Herkesi de uyarıyoruz: Lütfen operasyonlara alet olmayın. İmralı’da yapılan görüşmelerde tek bir muhatap var. Kimdir muhatabımız? DEM Parti İmralı Heyetidir. E kardeşim, bir metin yayımlıyorsun. Bir zahmet sadece İmralı’ya gidip gelen DEM Parti heyetine sorsana: ‘Bu metin doğru mudur? Böyle bir metin var mıdır?’ Dolayısıyla bizim tek muhatabımız Pervin Buldan, Mithat Sancar, Özgür Erol’dur. Onlar bu servis edilen metni kabul ettiler mi? Etmediler. Bir bilgileri yok. Sayın Öcalan ve heyetimizin doğrulamadığı hiçbir metne kimse inanmasın. Çünkü muhatap onlardır.

“SABOTAJLARA İZİN VERMEYECEĞİZ”

Bu sabotajı yapanlar çok iyi bilsin: Evladını yitiren Barış Anneleri, Cumartesi Anneleri, zindanda çocukları yatan çok değerli, kıymetli, fedakâr ailelerimiz asla bu sabotajlara izin vermeyecektir. Bu sürecin başarıya ulaşması için bu sabotajlar karşısında bu süreci sahiplenerek yürümeye devam edecektir. Bu sabotajlar bizi asla bir milim yolumuzdan şaşırtmayacak, diyorum. Bu sabotajı yapanları da kınıyorum. Yine her ne hikmetse son süreçlerde gene Kürtlere dönük saldırılar başladı. İşte kimi kentlerde bazı şeyler bahane edilerek toplum linç edilmeye çalışılıyor. Özellikle tribünlerde ırkçı, milliyetçi bir dalga yükseliyor. Yani bu bir tesadüf değil. Sarı torbaları gösteriyorlar. Barışı konuştuğumuz, gençlerimizin yaşamını yitirmediği bir dönemde stadyumlarda, bölge takımlarının yaptığı maçlarda sarı torbalar gösteriliyor. Açık söylüyorum: Bir tarafın acısı üzerinden tepinen organize gösterilere asla göz yummayacağız. Göz yumulmamalıdır. Bölge takımları ırkçı hezeyanlarla karşılanıyor. Burada kulüplere çağrı yapıyorum. Aynı zamanda Türkiye Futbol Federasyonuna da çağrı yapıyorum: Bu sessizlik niye ya? Stadyumlar maç yapmak için var. Bir halkı aşağılamak, bir halka ölümü göstermek, sarı torbaları göstermek için yoktur. Herkes haddini bilsin. Bu stadyumlardaki ırkçı hezeyanlara lütfen bir an önce son verilsin. Buradan Amedspor’a, Amed’deki fedakâr, onurlu halkımıza da bir çağrı yapmak istiyorum. Hafta sonu Amedspor ve Trabzonspor karşılaşması oynanacak Amed’de. Trabzonspor’u Kürt’e yakışan bir ev sahipliğiyle Amed halkımız karşılasın. Bu ırkçı hezeyanlara karşı onurlu bir duruş ortaya koysun ve Amedspor’la Trabzonspor o sahada duruşuyla, yaklaşımıyla birlikte bu bozgunculara bir cevap versin, diyorum.

“TANINMANIN VE ÖZGÜRLÜĞÜN YOLUNU AÇAN BU ANLAŞMAYI DESTEKLİYORUZ”

Suriye’de de çok önemli gelişmeler var. Dün önemli bir adım atıldı. Mazlum Kobani ile, yani Şam yönetimi ile Rojava yönetimi arasında bir anlaşma imzalandı. Kürtler yok sayılmaya rağmen Rojava’da çok büyük bir mücadele örneği ortaya koydular. 10 yıl önce Suriye’de Kürtlerin kimliği yoktu. Buradaki vatandaşlarımız çok iyi biliyor. Şimdi Kürtler Suriye’nin geleceğinde kritik bir role ve öneme sahiptir. Bu anlaşma da onu kanıtladı. Yapılan dünkü açıklamayla Kürtler sadece Kobani, Kamışlı’da, Haseke’de değil, bütün Suriye’nin yönetiminde artık söz sahibidir ve ortaktır. Bu çok önemlidir. Tanınmanın ve özgürlüğün yolunu açan bu anlaşmayı destekliyoruz. Bu tanınma ve özgürlük konusunda bundan sonra atılacak adımların da çoğalmasını ve büyümesini İstanbul’dan, İstanbul’daki kardeşlerimizle birlikte haykırıyoruz. Bu anlaşma başta Kürtler, Dürziler, Aleviler, Suriye’deki Araplar ve Suriye’de yaşayan bütün halklara inşallah hayırlı olsun. Bir daha savaş, çatışma olmasın. Kürtler kendi ana dilleriyle eğitim görsün. Eşit yurttaşlar olsun. Kürt kentlerindeki baskı, katliamlar artık ortadan kalksın, diyoruz. Kürt halkının tanındığı her anlaşma büyük acılar ve bedellerle oldu. Rojava’daki bu anlaşma kolay olmadı. Siirtli, Amedli, Batmanlı gençler gidip Rojava halkıyla birlikte dayanıştılar, mücadele ettiler. Yaşamlarını yitirdiler. Rojava’daki halkımızı bugüne getiren ve bu bedeli ödeyen, aramızda olmayan gençlerimizi de saygı ve minnetle anıyorum. Onları her zaman yüreklerimizde taşıyacağımızı bir kez daha belirtmek istiyorum.”

 

 

Tuncer Bakırhan: Öcalan, Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Kurulunda yer almalı
+ - 0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.